Hasret Aksoy'un "Hayallerin de sorumluluğu var" başlıklı köşe yazısı
İnsanın kendi hatalarından ders çıkarabilmesi, yalnızca geçmişte neyi yanlış yaptığını görmesi değil, bundan sonraki seçimlerinde o hataları tekrarlamama sorumluluğunu almasıdır. Duygusal olgunluk biraz da budur. Ne istediğini bilmek kadar, o isteğin peşinden giderken neleri riske attığını görebilmektir.
Otuz yaşından sonra insana sanki bir güncelleme gelir. Elbette herkes için aynı yaşta, aynı biçimde olmaz bu. Ama zamanla insanın hayata sorduğu sorular değişir. “Ne istiyorum?” sorusunun yanına “Bunun için ne kadar zamanım, gücüm ve imkanım var?” sorusu eklenir. Bir de belki en önemlisi: “Ben bu yolda yürürken sevdiklerim nasıl etkilenecek?”
Bir zamanlar hemen gerçekleşsin istediğimiz büyük hayallerin bazıları ertelenir, bazıları biçim değiştirir. Daha küçük, ulaşılabilir hayallerin de hayatımıza anlam katabildiğini fark ederiz. Bütçemizi sarsmadan yapabildiğimiz kısa bir tatil, öğrendiğimiz yeni bir beceri, çocuklarımızla geçirdiğimiz huzurlu bir gün… Mutluluğun her zaman büyük bir başarıya ya da uzak bir geleceğe bağlı olmadığını öğreniriz.
Büyük hayaller insana cesaret verebilir. Ancak bir hayali, koşullarını ve gerçekleşme ihtimalini değerlendirmeden hayatımızın tek çıkış yolu haline getirdiğimizde, onun ağırlığı altında kalabiliriz. Zamanımızı, emeğimizi ve paramızı bir sonuca bağlarız. İşler umduğumuz gibi gitmediğinde ise yalnızca planımızın aksadığını değil, kendimizin de başarısız olduğunu düşünmeye başlarız. Oysa gerçekleşmeyen bir hedef, insanın değerini belirlemez.
Bu yüzden gelecek için plan yaparken hevesimizin yanına hesabımızı da koymamız gerekir. Gelirimizi, giderlerimizi, borçlarımızı ve bize ihtiyaç duyan insanların sorumluluğunu düşünmek zorundayız. Ne kadar bekleyebiliriz? Ne kadar kaybı karşılayabiliriz? İşler yolunda gitmezse ne yaparız? Hangi noktada durup başka bir yol seçeriz? Bunları konuşabilmek, hayallerimize daha sağlam bir zemin hazırlar.
Ekonomik koşullar zaten pek çok hayali ulaşılması daha zor hale getirirken, bir de onlara bütün mutluluğumuzu ispatlama görevi yüklemek bizi yorabilir. “Bu olmazsa hiçbir şeyin anlamı kalmaz” diye düşündüğümüzde, bugün elimizde olanları da göremez oluruz. Üstelik bu baskıyı çoğu zaman yalnız yaşamayız; kaygımız, gerginliğimiz ve hayal kırıklığımız aynı evi paylaştığımız insanlara da yansır.
Özellikle çocuklarımız varsa, kararlarımızı onların ihtiyaçlarını gözeterek vermeliyiz. Çocukların yalnızca gelecekte sunmayı umduğumuz imkânlara değil, bugün yaşayabilecekleri güvene, ilgiye ve huzura da ihtiyaçları var. Onlara daha iyi bir hayat hazırlamaya çalışırken, bugünlerini sürekli bir belirsizliğin içinde geçirmelerine razı olamayız. Bizim hayalimizin bedelini onların ödemesini bekleyemeyiz.
Hayatın ve zamanın sınırlı olduğunu kabul etmek, seçimlerimize özen göstermeyi gerektirir. Her istediğimizi gerçekleştiremeyebiliriz. Bazı hedeflerimizi küçültebilir, erteleyebilir ya da yeniden değerlendirebiliriz. Bunları yaparken kendimize karşı dürüst olmak, her şey yolundaymış gibi yaşamaktan çok daha kıymetlidir.
Belki de olgunlaşmak, hangi hayalin peşinden gideceğini seçerken hangi değerleri korumak istediğini de bilmektir. Çünkü güzel bir gelecek kurmaya çalışırken, kendimizin ve sevdiklerimizin bugünkü hayatından da sorumluyuz.



