Aybüke Yıldız'ın "Sanmak ve hoşça kal" başlıklı köşe yazısı

Bana bazen hoyratça bir şekilde “teşekkür ederim” diye telaffuz edilmesi midemi bulandırıyor.
Bir insanın gitmesini istiyorsanız direkt söyleyin. Küçük oyunların karşılığı olmaz.

Yanlış kişiye aşık olduğunuzu sanmak kalbinizi kurutur. Vazgeçebilmem için Rabbim’den güç istedim ve bugün kalbim daha huzurlu. Değer görmediğiniz hiçbir insana nazik olmanıza gerek yok; sadece yok sayın. Hayatın uzun mu kısa mı olduğunu bilemem ama her an oldukça kıymetli. Kimsenin kalbinize kötü enerjiler savurmasına izin vermeyin. Gitmeyi ve vazgeçmeyi öğrenin; en çok da kendinizi sevmeyi öğrenin.

Bende bir ara kendime olan sevgimi ve şefkatimi göstermeyi bıraktığım zamanlar oldu ve delirmek üzereydim.

Benim enerjim iyilikler ve çiçeklerle dolu. Enerjimden insanların faydalanıp beni incitmesine izin verdim ve kendime tahammülüm kalmadı. Şimdi enerjimi kendime odaklıyorum ve dünyada hala gerçekleşmesini istediğim hayallerim var. Aşık olmak istiyorum ama ben ruhumu duyan, anlayan; hatta saatlerce konuşmasa bile dinleyen ve sesi kalbime huzur veren birine aşık olmalıyım.

Masal gibi bir sesi olmalı.

Bir zaman birinde sandım ama değildi. O, hep sevgimi ve nazik olmamı ona zaafım sandı. Oysaki benim eğitimim ve karakterim, her zaman insanlara karşı zarif davranmam gerektiğini bildiği içindi.

Ara ara onu özlesem de hatta hala onunla konuşmayı sevsem de ondan gitmeliyim. Bence benim ondan alabileceğim ders şu: Ne kadar seversem seveyim, bana değersiz hissettiren birinden vazgeçebilmek olmalı.

Ona da kızamam sevmedi diye ama herhangi biri olsam da kaba davranmak kabul edilemez; hele ki onun yaklaştığı tavrın aynısı ona yapıldığında.

“Üzgünüm, yıllar önce sandığım güzel adam sen değilmişsin Albayım.”

Şu an rüzgar saçlarımda ve tenimde, belki sesin hâlâ kulaklarımda ama bu sefer veda etmem için.

“Hoşça kal, Güzel adam.”