Remzi Akbaş'ın "Vay bu kuşağın haline!" başlıklı köşe yazısı
Dijital çağın en önemli sorunu bilgiye erişimin kolaylaştığı ortamda özgürlükçü davranışlarıyla bağlantılı sorunlu nesil geliyor olmasıdır.
Sözünde ölçü, davranışında denge, yüzünde edep izi olmayan bir kuşak…
Üslubu bozuk, davranışı dengesiz, sabrı tükenmiş, dikkati dağılmış bir nesil.
Yerinde duramayan, büyük küçük demeden herkesi kendine denk gören, telefonun içinde doğup internetin içinde büyüyen bir kuşak.
Oyunlarla, ekranlarla, sanal alkışlarla beslenen; sabrı değil, anlık doyumu öğrenen bir nesil bu.
Ebeveynine bağlı ama ondan bağımsız hiçbir iş yapamayan; emek vermeden, ter dökmeden, beklemeden isteyen bir anlayışın ürünü.
Bir “hazır hayat” kuşağı…
Hazır bilgi, hazır mutluluk, hazır yemek, hazır başarı…
Ama hiçbiri alın teriyle yoğrulmamış, gayretle kazanılmamış bir emek değil.
İnanç zayıf, karakter yarım, olgunluk eksik...
Okullarda öğretmenler disiplini sağlamakta zorlanıyor; sınıflarda nezaketin, adabın, söze hürmetin unutulduğu bir dönemden geçiyoruz.
Öğrenciler isteksiz, gayretsiz, sabırsız!
Bir işi sonuna kadar götürmeyi değil, başlamakla övünmeyi yeterli görüyorlar.
Bugün yaşadığımız bu tablo sadece bir okul meselesi değildir; Türk milletinin geleceği meselesidir.
Bu mesele, iyi insan olma davasıdır.
Hayırlı evlat duasının kabulüyle, iyi insan yetiştirme ülküsünün yeniden hatırlanmasıdır.
Çünkü bir milletin gücü, çocuklarının terbiyesinde, gençlerinin ahlakında saklıdır.
Eğer bu değerleri kaybedersek; ne teknolojimiz, ne binalarımız, ne sınav başarılarımız bize onurlu bir gelecek kurabilir.
Aileler bu gidişata dur demek zorundadır.
Evde başlayan terbiyenin yerini hiçbir kurum dolduramaz.
Saygının tohumları önce evde atılır; okul sadece o tohumu yeşertir.
Bugün çocuklarına sınır koymaktan çekinen ebeveynler, yarın o sınırların içinde hapsolacaklardır.
Disiplin sevgiden, sevgi saygıdan doğar; biri eksik olursa öteki de kök salmaz.
Bu artık sadece bir eğitim sorunu değildir.
Bu mesele, bayrak ve vatan kadar kutsal bir dava haline gelmiştir.
Çünkü saygısını kaybeden toplum, birliğini de kaybeder.
Ve biz, farkında olmadan, sabırsızlığın saygısızlığa, özgürlüğün başıbozukluğa dönüştüğü bir çağın tanıkları oluyoruz.
Artık susmanın zamanı değil.
Her anne-baba, her öğretmen, her insan, bu konuda sorumludur.
Zira saygı kaybolduğunda, insan da kaybolur.
Ve insan kaybolduğunda, milletin geleceği sessizce elinden kayar gider.
Dikkat edilirse hiperaktif ve bir o kadar da baş kaldıran Z kuşağının hakim olduğu zamanı yaşıyoruz. Eğer böyle devam edilirse vay o kuşağın haline!



