Uğur Büyük'ün "500 ve 1000 liralık banknot basılmıyor neden?" başlıklı köşe yazısı

Bir esnaf ziyaretim sırasında oradaki başka bir esnaf elindeki bir 10 kuruşu göstererek bu paralar neden tedavülden kaldırılmıyor diye bir sohbet konusu açtı. Hakikaten o an 1 kuruş, 5 kuruş, 10 kuruş, 25 kuruş ve 50 kuruş kalksa onların yerine 5 lira 10 lira 20 lira demir para olsa daha iyi olmaz mı diye düşündüm. Sohbet ilerledikçe de piyasada 500 ve 1.000 liralık kağıt banknotlara ihtiyaç olduğunu söylediler. Haliyle bende araştırmaya başladım.

Kağıt para basma imtiyazı sadece Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB)'na aittir. Madeni paraların (ve hatıra paraların) basım yetkisi ise Hazine ve Maliye Bakanlığı'na aittir. Bir kağıt para piyasada ortalama 1.5 - 2 yıl yıpranmadan kalabilirken, bir madeni para 20-30 yıl boyunca kullanılabilir.

Kağıt para: Özel pamuklu kağıt ve güvenlik liflerinden üretilir. Üretimi madeni paraya göre daha hızlı ve birim maliyeti genellikle daha düşüktür.

Madeni para: Bakır, nikel ve çinko gibi metallerden oluşur. Metal fiyatları (emtia piyasası) yükseldiğinde, paranın maden değeri, üzerindeki yazılı değerden yüksek hale gelebilir.

1.Küçük demir paraların eritme işleminin maliyet paradoksu

Küçük kuruşların içindeki bakır, nikel ve çinko miktarı, şu anki metal piyasasında üzerindeki değerden (nominal değer) çok daha pahalıdır.

Sorun: Bu paraları eritip 10 veya 20 TL yapmak için harcanacak enerji, lojistik ve işçilik maliyeti, elde edilecek metalin değerini gölgeleyebilir.

Sonuç: Devlet, eski parayı toplayıp eritip yeniden basana kadar, sıfırdan metal alıp basmaktan daha fazla harcama yapabilir.

2. "Gresham Kanunu" devreye girer

Ekonomide ünlü bir kural vardır: "Kötü para, iyi parayı kovar." Eğer siz 20 TL'yi madeni para yaparsanız ve içindeki metalin değeri (örneğin bakır fiyatları artarsa) 20 TL'yi geçerse, insanlar bu paraları harcamak yerine biriktirip hurdacılara satmaya başlar. Piyasada bozuk para kalmaz (Tıpkı bir dönem 1 TL'lerin hurdacılar tarafından toplanması gibi).

3. Fiyat algısı ve "Yuvarlama" enflasyonu

Eğer 1, 5, 10, 25 ve 50 kuruşları tamamen piyasadan silerseniz (eritirseniz), ekonomideki tüm fiyat etiketleri mecburen 1 liranın katlarına yuvarlanır. Örneğin; 19,60 TL olan bir ürün anında 20 TL olur. Bu, mikro düzeyde enflasyonu tetikleyen bir "yuvarlama etkisi" yaratır.

500 ve 1.000 TL'lik banknotların basılmaması konusu ise hem teknik ekonomik verilere hem de ekonomi yönetiminin psikolojik/stratejik tercihlerine dayanıyor. İşte bu banknotların basılmamasının temel nedenleri:

1. Enflasyon algısı ve psikolojik etki

Yeni ve daha büyük banknotların piyasaya sürülmesi, genellikle halk nezdinde "enflasyonun kalıcı olduğu" ve "paranın değer kaybının tescillendiği" şeklinde algılanır. Ekonomi yönetimi, bu algıyı tetiklemekten kaçınmak ve enflasyonla mücadele kararlılığını göstermek için mevcut kupür yapısını (en büyük 200 TL) korumayı tercih ediyor.

2. Dijital ödemelerin teşvik edilmesi

Merkez Bankası yetkililerinin açıklamalarına göre, nakit kullanımının fiziksel zorlukları (örneğin 200 TL'lik banknotlarla büyük ödemeler yapmanın zorlaşması), vatandaşı ve işletmeleri kredi kartı, FAST ve dijital ödeme yöntemlerine yönlendiriyor. Bu durum:

* Ekonominin kayıt altına alınmasını kolaylaştırıyor.

* Vergi kayıplarını azaltıyor.

* Nakit operasyon maliyetlerini (basım, taşıma, saklama) düşürüyor.

3. Teknik ve operasyonel hazırlıklar

Bir banknotun basılması sadece kağıdın basılması demek değildir; ATM'lerin kalibre edilmesi, para sayma makinelerinin güncellenmesi ve güvenlik unsurlarının tasarımı gibi uzun bir süreç gerektirir.

Özetle hükümet, yüksek kupürlü banknot basımını bir itibar ve enflasyon kabullenişi olarak gördüğü için bu adımı atmaktan kaçınıyor. Paramız pul oldu algısıyla halk nezdinde 20 TL'nin bozuk para statüsüne düşmesi, paranın değer kaybettiğinin en somut kanıtı olarak algılanır. Bu da enflasyon beklentilerini yukarı çeker.