Hasret Aksoy'un "İşe yaramak mı?" başlıklı köşe yazısı

Hayatımızda en çok sevgi ve değer görmeyi beklediğimiz yer ailedir. Fakat ne acıdır ki, en çok da burada “şartlı sevgi” ile karşılaşırız. Özellikle genişletilmiş aile ilişkilerinde bu durum daha görünür hale gelir.

Çocukluğumuzdan itibaren bize “iyi çocuk” olmanın yolları gösterilir: Söz dinlemek, büyükleri memnun etmek, uyum sağlamak… İyi bir karne getirdiğimizde övülür, sessiz kaldığımızda takdir ediliriz. Ama ya farklı bir yol seçersek? Ya beklentilere uymayı reddedersek? İşte o zaman “yaramaz”, “sorunlu” ya da “saygısız” damgası yememiz an meselesidir.

Bayram sofralarını düşünelim. Hepimizin içinde bulunduğu o kalabalık masalarda, değer görmek çoğu zaman kişiliğimize değil, rolümüze bağlıdır. Ev işlerini yüklenen gelin “fedakar” diye anılır, akrabalarına maddi destek sağlayan damat “eli açık” olarak övülür. Çalışkan çocuk alkış toplar, ama resimle, müzikle ilgilenen çocuk çoğu zaman “boş işlerle uğraşıyor” diye küçümsenir.

Bir genç, ailesinin istediği mesleği seçtiğinde “bizim yüzümüzü güldürdü” denir. Ama kendi hayalini kovaladığında, hele ki bu hayal toplumun gözünde garanti bir iş değilse, hemen “bencil” ya da “sorumsuz” oluverir. İşte tam da burada sevginin koşullu doğası açığa çıkar: Seviliyorsun ama yalnızca beklentileri karşıladığın sürece.

Oysa aile, insanın olduğu gibi kabul gördüğü yer olmalıydı. Çalışkan ya da tembel, uyumlu ya da inatçı, başarılı ya da başarısız… Fark etmezdi. Çünkü aile dediğimiz bağ, koşullara değil varoluşa dayanmalıydı.

Toplum olarak bu gerçeği gözden kaçırıyoruz. Çocuklarımızı, kardeşlerimizi, yeğenlerimizi; yani en yakınımızdakileri, “işe yaradıkları” sürece ödüllendiriyoruz. Bu da onların kendi kimliklerini saklamasına, kendilerini yetersiz hissetmesine yol açıyor.

Belki de artık şunu sorgulamanın zamanı geldi: Sevgi gerçekten var mı, yoksa sadece fayda üzerinden kurulmuş bir alışveriş mi yaşıyoruz? Eğer ailede bile bu soruya net bir “var” cevabı veremiyorsak, toplumun diğer alanlarında koşulsuz sevgiyi aramak zaten beyhude bir çaba değil midir?

Gerçek değer, insanın işe yaradığında değil, işe yaramadığını düşündüğü anlarda bile yanında olunmasıdır. Çünkü o zaman sevgi, en saf haline kavuşur: Şartsız, beklentisiz ve sadece varoluşa yönelen bir kabul.