Uğur Büyük'ün "Avrupa’ya yayılan sokak hareketleri" başlıklı köşe yazısı

Avrupa'nın batısından güneyine (Fransa, İtalya, İspanya, Portekiz ve diğerleri) yayılan bu sokak hareketleri, yalnızca münferit olayların bir sonucu değil; kıta genelinde yıllardır biriken yapısal krizlerin patlama noktasıdır.

Vatandaşlar neye isyan ediyor?

-Pandemi sonrası süreç, enerji krizleri (Rusya-Ukrayna savaşı ve son dönemdeki Orta Doğu/Hürmüz Boğazı gerilimleri) enflasyonu, gıda ve elektrik/doğalgaz fiyatlarını tavan yaptırdı. Vatandaş maaşının eridiğini, temel ihtiyaçlarını karşılamakta zorlandığını hissediyor.

-Özellikle İspanya (Madrid, Barselona) ve Portekiz (Lizbon, Porto) başta olmak üzere pek çok ülkede ev kiraları ve satın alma fiyatları asgari ücretle yarışamayacak kadar arttı. Gençler ve dar gelirliler şehir merkezlerinden tamamen sürülüyor; evsizlik ve derme çatma çadır kampları (Madrid'deki Puerta del Sol örneği gibi) sembolleşti.

-Bütçe açıklarıyla boğuşan devletlerin kamu harcamalarını kısması; okulların yetersiz kalmasına, öğretmen eksikliğine, hastanelerin ve eğitim kalitesinin gerilemesine yol açtı. Sokakları ilk ateşleyenler genellikle öğrenciler ve öğretmenler oluyor.

Fransa’ da lise öğrencilerinin yetersiz derslikler, bakımsız binalar ve öğretmen eksikliklerine karşı başlattığı boykotlar ve protestolarla fitil ateşlendi. Sendikaların da katılmasıyla hareket, genel bir yaşam standardı ve kamu hizmetleri isyanına dönüştü. Paris, Marsilya, Lyon gibi şehirlerdeki barışçıl yürüyüşlerin yanı sıra, öfkenin radikalleşmesiyle bazı binaların (örneğin Limoges'daki tarihi belediye binası) ateşe verildiği şiddet olayları da yaşandı. Hükümetin bütçe disiplini ile halkın refah ihtiyacı arasındaki makas açılmış durumda.

İtalya’ da Milano, Torino ve Bologna gibi merkezlerde binlerce insan; yüksek enflasyon (yüzde 4'ün üzerindeki oranlar), düşük ücretler, yetersiz sağlık ve eğitim sistemi ile konut pahalılığına karşı alanlara indi. Özellikle Milano'daki eylemlerde polisle çatışmalar ve mağazaların yağmalanması, ekonomik umutsuzluğun ne derece can yakıcı bir boyuta ulaştığını gösterdi.

İspanya ve Portekiz’de İspanya’da asgari ücret ile ev kiralarının neredeyse başa baş noktaya gelmesi, halkı meydanlarda çadır kurmaya itti. Bu toplumsal baskı siyaseti de sarstı; başbakan erken seçim kararı almak zorunda kaldı.

Avrupalıların onlarca yıldır güvendiği "sosyal devlet" ve "güvenceli refah" modelinin neoliberal politikalar, bütçe kısıntıları ve küresel krizler karşısında nasıl eridiğini gözlemliyoruz.

Eylemlerin ön saflarında neden Z kuşağının ve öğrencilerin olduğunu sorgulamalıyız. Diplomalı gençlerin iyi bir iş bulamaması, ev sahibi olma hayalinin yok olması, onları kaybedecek hiçbir şeyleri kalmadığı hissiyatıyla sokaklara itiyor.

Medyada ya da bazı siyasi çevrelerde bu protestoların sadece göç veya dini/kültürel çatışmalar üzerinden okunmaya çalışıldığı; ancak asıl gerçeğin sınıfsal, ekonomik ve geçinememe krizi olduğunu görüyoruz. Protestocuların çoğunluğunun bizzat o ülkelerin kendi vatandaşları olması da bu tezi doğruluyor gibi. Bizim ülkemizde on yıl önce başlayan sorunlar şimdi de Avrupa’da olmaya başladı…