Ali Keskinsoy'un "Dedikodu, haset ve kıskançlık: Başkasının ışığı neden rahatsız eder?" başlıklı köşe yazısı
Değerli okuyucularım,
İnsan bazen kendi eksiklerini düzeltmek yerine başkasının kusurlarını konuşmayı tercih ediyor. Birinin başarısını tebrik etmek yerine arkasından konuşuyor, güzel bir iş yaptığında destek olmak yerine kusur arıyor. Bir insanın sevilmesi, takdir edilmesi veya ön plana çıkması bazı gönülleri sevindirmek yerine rahatsız edebiliyor.
Peki, neden? Bir başkasının başarısı bizim kaybımız mıdır? Bir insanın yükselmesi, bizim değerimizi mi azaltır?
Oysa başkasının ışığını söndürmek, bizim karanlığımızı aydınlatmaz.
Rabbimiz Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyuruyor:
“Birbirinizin kusurlarını araştırmayın. Biriniz diğerinizi arkasından çekiştirmesin.”
(Hucurat, 12’den)
Dedikodu, bir insanın arkasından hoşlanmayacağı şeyleri konuşmaktır. Bazen bir sohbetin içinde, bazen bir mesajda, bazen de masum görünen bir cümlenin arkasında karşımıza çıkar. İnsan, söylediği sözün karşı tarafta nasıl bir yara açacağını düşünmeyebilir. Fakat unutulmamalıdır ki dilimizden çıkan her sözün bir sorumluluğu vardır.
Haset ise daha derin bir yaradır. Başkasına verilen nimetin elinden gitmesini istemek, onun başarısından huzursuz olmak ve sahip olduklarını kaybetmesini arzulamaktır. Kıskançlık her zaman kötü değildir; insanın kendisini geliştirmesine vesile olabilir. Ancak kıskançlık, başkasına zarar verme ve onun iyiliğini istememe noktasına geldiğinde hasede dönüşür.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyuruyor:
“Birbirinize haset etmeyin, birbirinize kin tutmayın, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları, kardeş olun!”
(Buhari ve Müslim)
Ne kadar anlamlı bir uyarı! Müslüman, kardeşinin başarısına üzülmek yerine onun için hayır istemelidir. Bir insanın güzel bir makama gelmesi, toplumda sevilmesi veya yaptığı işle takdir toplaması bizi rahatsız etmemelidir. Çünkü herkesin nasibi, imtihanı ve sorumluluğu farklıdır.
Bazen bir insanın ön plana çıkmasını istemeyiz; çünkü onun başarısının kendi eksiklerimizi ortaya çıkaracağından korkarız. Bazen de kendimiz yapamadığımız için başkasının yaptığını küçümseriz. Oysa olgunluk, başkasını aşağı çekmekte değil, kendimizi geliştirmektedir.
Unutmayalım ki insanların arkasından konuşarak büyüyemeyiz, başkalarının başarısını engelleyerek başarılı olamayız.
Birinin hayrını görünce “Allah daha da artırsın” diyebilmek, birinin başarısını görünce içtenlikle tebrik edebilmek, bir insanın arkasından konuşmak yerine yüzüne güzel söz söyleyebilmek güzel ahlakın göstergesidir.
Kendimize şu soruyu soralım: Başkasının yokluğunda onun hakkında konuştuklarımız, yüzüne karşı söyleyebileceklerimiz mi? Bir kardeşimizin başarısını duyduğumuzda kalbimiz genişliyor mu, daralıyor mu?
Çünkü asıl mesele insanların bizi nasıl gördüğü değil, bizim nasıl bir gönül taşıdığımızdır.
Rabbimiz bizleri dedikodudan, hasetten, kıskançlıktan ve kardeşimizin iyiliğini istemeyen bir kalpten korusun. Başkasının mutluluğuyla mutlu olabilen, başarısını takdir edebilen, insanları birbirine düşürmek yerine gönülleri birleştiren kullarından eylesin.
Unutmayalım: Başkasının başarısı bizim başarısızlığımız değildir. Bir gönlü karartmak yerine bir gönlü aydınlatmayı seçelim.



