Beyza Bayraktar'ın "Çocuğum bana hiçbir şey anlatmıyor" başlıklı köşe yazısı

“Çocuğunuzun sessizliği, size anlatamadığı duyguların dili olabilir. Peki bu sessizliğin altındaki mesajı duyabiliyor musunuz?”

Birçok ebeveyn, zamanla çocuğunun içine kapandığını ve eskisi kadar çok konuşmadığını fark eder. Bu durum özellikle ergenlik döneminde oldukça sık görülür. Çocuğun odasına kapanması, konuşma girişimlerine sert tepkiler vermesi ya da tamamen sessiz kalması gibi davranışlar, ebeveynlerin zihninde “Benimle neden konuşmuyor?” sorusunu uyandırır.

Ebeveynlerden beklenen; çocuğun sessiz çığlıklarını duyabilmek, gözden kaçanı fark etmeye yürekten niyet etmek ve en önemlisi, kendi hatalarını kabul edip değişebilme cesaretini gösterebilmektir.

Çünkü çocuklar, kalbimize dokunarak sınar bizi. Bazen derin bir sessizlikle, bazen sadece bir bakışla. Ama aslında her seferinde tek bir şeyi sorarlar, hep aynı soruyu:

“Ne olursa olsun, hala beni sevecek misin? Hala yanımda olacak mısın?”

Bağ, kelimelerle kurulur ama güvenle sürer

Çocuklar bazen gerçekten konuşmazlar ama susmazlar da sadece kelimeleri bırakırlar. Ancak duygularını başka yollarla anlatmaya devam ederler. Sert tepkileriyle, içe kapanmayla, başarısızlıklarla ya da sadece sessizlikle. Her biri aslında bir mesaj taşır: “Beni duy ama beni yargılamadan” Alışkın değiliz bu çığlıkları duymaya. Çünkü kelimelerle bağ kurmaya alıştık. Oysa çocuklar bazen kelimeleri değil, davranışları kullanır. Sessizce odanın kapısını kapatırken, “Beni sevecek misin, hatalıyken bile?” diye sorar. Yemek yemediğinde aslında “İçimde ağır gelen bir şey var” demek ister. Okuldan soğuduğunda, dersten değil, çoğu zaman duyulmamaktan yorulmuştur. Ama biz genelde işaretleri kaçırırız. Çünkü “bir şey anlatmadı” deriz. Oysa anlatır çocuk... Ama bizim dilimizle değil.

Çünkü bazı çocuklar, ne zaman konuşsa ya azar işitmiştir ya da anlaşılmamıştır. Bazı çocuklar, duygularını anlattığında “abartıyorsun” denmiştir. Ve bazı çocuklar da bu yüzden sessizliği seçmiştir. Ama sessizlik, çoğu zaman içten içe bir bekleyiştir: “Beni duyacak biri olur mu?” O çocuklar hep bekler.

Kapı aralığından bir ses duymayı, bir gece yanlarına oturulmasını, gözlerinin içine bakılarak, “Seninle gerçekten ilgileniyorum” denmesini… Çünkü konuşmayan çocuklar, suskun değildir. Sadece artık nasıl anlatacaklarını bilmiyorlardır. Ama biri gerçekten dinlerse… Kelimeler yeniden yolunu bulur.

Bir çocuk, en çok hissettiklerini anlatır sessizlikleriyle. Ve o sessizliğin içinde, güvenle örülmüş bir zemin varsa ancak o sözcükleri bizimle paylaşır.

Çünkü bir çocuk, kendini güvende hissettiğinde en derin duygularını paylaşabilir.