Nuray Ertaş Balcı'nın "Hatıra emanet" başlıklı köşe yazısı
Babaannem vefat ettiğinde ardında bıraktığı sessizlik, yokluk her şeyden daha ağır gibiydi. Odasına girdiğimde kapının hemen yanındaki komedinin üzerinde seccadesi ve tespihi vardı. Kokusu belki sinmiştir diye hızlıca seccadesini kokladım ama o gibi kokmuyordu. Sanki bir an çok büyük boşluğa düştüm. Evet dedim artık o yok gitti. Özlemi acısı yüreğimi bir kez daha kavurdu. Tespihini aldım elime bir süre baka kaldım öylece.
Annem geldi yanıma sıkıca sarıldı bana “bunları hatıra olarak alalım dedi. O ibadetini yaparken ne kadar huzur bulduysa belki biz de kullandıkça onun bıraktığı bu güzel izi sürdürürüz” dedi.
O günden sonra her gün artık onun seccadesi ile namazlarımı kılmaya başladım. Tespihini elime aldığımda sanki ona daha bir yakındım. O küçük ellerinin tespihte sıcaklığı vardı sanki belki de ben öyle olmasını istedim. Günler, geceler geçiyordu. Alışmak, kabullenmek zordu.” Ah nenem ah keşke böyle olmasaydı.”
Küçük kardeşim bir gün “Bu tespih kimin? Diye sordu. Ben de ona “O bize emanet nenenden hatıra” dedim. Bazı insanlar öldükten sonra gitmiyor, aslında bir seccade de bir tespih de bir duanın içinde yaşamaya devam ediyordu. Nenemizin ardından kalan sadece tespih ve seccade değildi elbette. İyilik insanın ardında bıraktığı en güzel şeydi. O bize bir ibadet alışkanlığı, bir dua, iyiliğin insandan insana devredilen bir emanet olduğunu bırakmıştı. Seccadesine bakarak, tespihine dokunarak ardından ağlamak yerine ona dua etmeye devam ettim.
Ah insanoğlu kimi ardında ev bırakır, kimi eşya, kimi sadece keşke! Bizim nenemiz de bir seccadesinde yeniden hayat bulan yaşam, birkaç tespih tanesi ile güzel alışkanlıklar bıraktı.
İnsanın ardında bıraktığı en güzel miras da işte buydu.



