Nuray Ertaş Balcı'nın "Zil sesinde kalan yıllar" başlıklı köşe yazısı
Lise yılları; her zaman biraz telaş, biraz umut, biraz heyecan kokardı. O gün de farklı değildi. Teneffüs zili çalmıştı. Beyaz ütülü gömleğini eteğinin içine sıkıştırmış, simsiyah kısacık saçlarına mor renkli tokasını takmıştı, İlayda, bahçeye doğru hızlı hızlı yürüyordu.
Yanından geçenlerin ona bakış atmasına alışkındı ama o yalnızca masmavi gözleriyle kendisine hayran bakan Osman’a odaklıydı. Osman’ın, mavi gözlerinde denizin sarsılmaz dinginliği vardı. Her baktığında, İlayda orada kendini güvende hissediyordu. Osman lisenin karşısındaki markette çalışıyordu her teneffüs zili çaldığında onu görebilmek için hızlıca bahçe kapısına giderdi. Son zamanlarda huzursuzdu Osman ne konuşuyordu İlayda’yla tam ne de rahattı… Ailevi problemleri var galiba diye düşünüyordu kendi kendine İlayda. O gün de yine her zamanki gibi olmuştu Osman’ı az da olsa görebilmek için hızlıca geçti bahçeye;
Osman ona konuşma fırsatı vermeden “bitirelim” dedi tek nefeste. İlayda dona kaldı duyduğu karşısında. “Neden?” diye sorabildi sakince. Osman sadece “yoruldum! Hoşça kal” diye bildi ve gitti…
İlayda uzunca süre arkasından baktı. Seslenmek istedi ama vazgeçti. Yıllar geçti… Hayat ikisini de farklı yerlere savurdu. Üniversiteler, iş hayatları, başka insanlarla kurulan hayatların bitirilmesi…
Ama o masmavi gözler unutulmadı. Bir gün tesadüflerin kaderle işbirliği yaptığı bir akşamüstü bir kafede karşılaştılar. İlayda gözlerine inanamadı… Hem şaşırdı hem sevindi fakat öylece izledi uzaktan… Sonra ara sıra o kafeye gitmeye başladı, gelirse görürüm diye… Öyle de oldu. Osman sıklıkla kafeye geliyor her zamanki köşesine geçiyor standart menüsünü istiyordu. İlayda onu sessizce izliyor bazen kızıyor bazen de hayran kalıyordu kendisine.
Bir gün İlayda, karşısına çıkmaya karar verdi. Artık gizlice uzaktan izlemeyecekti onu. Bu sefer karalıydı ve daha da
Heyecanlıydı… Siyah beyaz olan elbisesini giydi. Osman’ın her zaman oturduğu yerin tam karşısına o gelmeden gelip oturmuştu. Osman kafeye geldi karşısında İlayda’yı görünce şaşırdı… Derinleşmiş bakışlarıyla ona yaklaştı…
Bir süre sessizce baktılar birbirlerine. Sonunda İlayda, acı bir gülümsemeyle.
“Nasılsın” diyebildi, çekingen bir tavırla.
“İyiyim bu ne güzel tesadüf” dedi. Osman.
“Hadi gel biraz oturalım sohbet edelim” dedi pişman ve mutlu yüz ifadesiyle. “Seni bıraktım ama hiç mücadele etmedin benim için” dedi.
İlayda “ettim ama görmedin, duymadın” dedi.
Osman “belki de haklısın” dedi ve sustu. Öylece bir müddet bakıştılar. Birbirlerinin yaralarını hala taşıyorlardı, bunu hissediyorlardı.
“Kahve içer misin?” dedi Osman sessizliği yumuşatmak için. İlayda “olur” dedi. Etrafta kimsede kalmamıştı. Sadece ikisi vardı kafede. Zamana yenik düşen iki gencin hikayesi en sevdikleri sanatçı Barış Manço’nun dağlar dağlar şarkısıyla yeniden alevleniyordu … Eski anılarına gittiler. Bugünkü yaşamlarından konuştular…
“Biliyor musun?” dedi Osman sesinde pişmanlık ve karışık bir cesaret ile o zamanlar kendimden bile kaçıyordum. Sana yük olmamak için gittim.
İlayda “ama sen hiç anlatmadın ki” dedi kırgın ses tonuyla.
Osman “Ben de bilmiyordum nasıl anlatılır, nasıl kalınırdı.” Yine göz göze geldiler. O eski yılların buruk sevgisi yeniden canlanmış gibiydi. Hafifçe tebessüm ettiler. “Şimdi anlatabilirsin artık” dedi İlayda heyecanla.
Osman “Onca yıl ardından ne değişir ki?” derken gözyaşları yanaklarından aşağıya süzülüyordu.
İlayda “Belki hala geç değildir” dedi heyecanla. Bir an sessizlik…
Ardından Osman elini uzattı “geç değil dedi” kararlı ses tonuyla.
İlayda “Ama bu kez yarım bırakmayalım” dedi.
Tereddüt etti önce ama sonra elini uzattı…
Bir zamanlar kopan bağ yılların ardından yeniden başlamıştı o gün. Kafenin camından süzülen akşam güneşi onların yeniden doğan hikayesini anlatıyordu. Bu defa sustukları değil, konuştukları bir geleceği seçmeye kararlıydılar. Ne geçen onca yıl umurlarındaydı ne de simsiyah saçlardaki aklar… Ne kızgınlıkları, kırgınlıkları, ne de öfkeleri. Artık bundan sonraki niyetleri sadece, aynı güzellikte yarım kalan umutlarıyla taptaze sevinçleri ile önüne arkasını düşünmeden doyasıya yaşamaktı hayatlarını. Artık sessiz kalmadan…



