Ayşenur Elmacı'nın "Artık konuşmasak da, sorumluluk mu alsak?" başlıklı köşe yazısı

Serdivan’a bağlı Otuziki Evler Mahallesi Muhtarı Yavuz Bozkurt geçtiğimiz günlerde kuraklık ve su israfına dikkat çeken açıklamalar yaptı. Özellikle klozet kullanımının su tüketimindeki payına vurgu yapması kimilerine “fazla basit” gelebilir. Oysa mesele tam da burada: Basit görünen alışkanlıklarımızın toplamı, devasa bir krize dönüşüyor.

Ve insan ister istemez şu soruyu soruyor: Sakarya’da milletvekilleri, belediye başkanları, siyasetçiler çözüm üretmeyince iş muhtara mı kaldı? Eğer öyleyse, en azından birilerinin kafa yorduğunu görmek sevindirici. Klozet kullanımının su tüketimindeki payı ile gitmeseydi iyiydi de neyse…

Fırsattan rol kapmak mı, yoksa sorumluluk almak mı? Bu sorunun cevabını zaman gösterecek. Ancak şunu teslim edelim: Kuraklığa dikkat çekmek cesaret ister. Hele ki herkesin sessiz kaldığı bir ortamda…

Sapanca Gölü’ndeki çekilme artık mevsimsel bir dalgalanma değil; gözle görülür bir alarmdır. Bugüne kadar Sakarya milletvekillerinin su problemiyle ilgili somut, kalıcı, şehir ölçeğinde bir mücadele başlattığına şahit olduk mu? Olmadık. Nedenini tartışmaya gerek yok. Sonuç ortada. Bu şehir üretim şehri, sanayisi var, tarımı var, hızla artan nüfusu var. Ama su olmadan bunların hiçbiri yok. Su, siyasi tartışmaların malzemesi değil; varlık meselesidir.

Belediyeler su israfını önlemek için kaç kalıcı proje geliştirdi? Kaç yağmur suyu toplama sistemi zorunlu hale getirildi? Kaç işletme düzenli ve ciddi biçimde su denetimine tabi tutuluyor?

Evlerimizden çıkan kağıt, plastik, cam ve diğer atıklar için hangi belediye mahalle mahalle bilinçlendirme yaptı? Kaç mahallede düzenli, erişilebilir toplama sistemi var? Vatandaşın ayağına götürülen kaç tesis mevcut? Varsa bile kaç kişi haberdar?

Şehir yönetimi, çevre politikalarında genellikle “görünür projeler” üretir; pankartı olan, fotoğrafı olan, açılışı olan projeler… Oysa su yönetimi sessiz bir iştir. Gösteriş sevmez. Uzun vadeli planlama ister. Bilim ister. Disiplin ister. Ama ne yazık ki işler çoğu zaman popülizm ve “hava” ile yürütülüyor.

Sakarya İl Milli Eğitim Müdürlüğü okulları adeta verimsiz bir proje çiftliğine çevirmiş durumda. Sürekli etkinlik, sürekli belge, sürekli gösterim… Peki, su tasarrufu konusunda kaç somut, ölçülebilir, kalıcı proje var? Kaç okulda yağmur suyu depolama sistemi kuruldu? Kaç okulda gri su geri kazanım sistemi var? Kaç öğrenciye evde su tasarrufu konusunda uygulamalı eğitim veriliyor? Eğitim; tören yapmak değil, davranış değiştirmektir. Eğer çocuk evine gidip ailesine “musluğu açık bırakmayın” diyemiyorsa, yapılan proje sadece dosya süsüdür.

Üstelik idareciler ile siyasetçiler fevkalade kol kola… Bu yakınlık, sorunları çözmek için mi var, yoksa eleştiriyi bastırmak için mi?

1. İşletmelere sıkı su denetimi getirilmeli. Özellikle yüksek su tüketimi olan sektörlerde düzenli ve şeffaf denetim şart. Cezai yaptırımlar caydırıcı olmalı.

2. Evlerde tasarruf için belediyeler aktif rol almalı. Su tasarruf aparatları teşvik edilmeli, hatta belirli dönemlerde ücretsiz dağıtılmalı. Faturalarda tasarruf oranına göre kademeli ödüllendirme yapılmalı.

3. Yağmur suyu sistemleri zorunlu hale getirilmeli. Yeni yapılan binalarda yağmur suyu depolama sistemi mecburi olmalı. Mevcut binalar için teşvik paketi hazırlanmalı.

4. Milli Eğitim ile belediyeler gerçek iş birliği yapmalı. Gösterişli projeler yerine ölçülebilir hedefler konulmalı: “Şu kadar okulda su tüketimi yüzde 20 azaltıldı” denebilmeli.

5. Geri dönüşüm tesisleri mahalle ölçeğinde yaygınlaştırılmalı. Vatandaş zahmet etmeyecek; sistem vatandaşa gidecek. Milletvekilleri bu şehre sahip çıktıkları oranda destek görmeli. Sakarya’nın suyu için mücadele eden siyasetçi başımızın tacıdır. Ama sadece açıklama yapan, fotoğraf veren, gündem takip eden değil… Bu şehir bir avuç insanın siyasi kariyer basamağı değildir. Bu şehir, geleceği olan bir memlekettir.

Muhtar konuştu diye mesele küçülmez. Aksine büyüklüğü ortaya çıkar. Eğer Sakarya’da su krizi kapıdaysa, bu hepimizin meselesidir. Ama en başta yönetenlerin… Su, siyasetin değil; vicdanın konusudur. Ve artık vicdanı olan herkesin ses yükseltme zamanıdır.