Remzi Akbaş'ın "Bu çocukların sorunu ne?" başlıklı köşe yazısı

Yine bir okul saldırısı, yine hedefe konulan öğrenciler ve öğretmenler…

Geçtiğimiz hafta Manisa Turgutlu'da okul önünde yapılan s*lahlı saldırı eylemini gerçekleştirenin henüz 15 yaşında bir öğrenci olması, meselenin sadece güvenlik boyutunu değil, toplumsal ve psikolojik derinliğini de acilen sorgulamamız gerektiğini gösteriyor.

Yakın dönemde öğrenciler tarafından yapılan s*lahlı eylem nedeniyle tanıklık ettiğimiz acı tabloya bir bakalım.

2 Mart (İstanbul / Çekmeköy):

Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki Teknik ve Anadolu Lisesi (MTAL)’nde, 1 öğretmen hayatını kaybederken 1 öğretmen ve 1 öğrenci de yaralandı.

14 Nisan (Şanlıurfa / Siverek):

Ahmet Koyuncu MTAL’de, 16 öğrenci yaralandı.

15 Nisan (Kahramanmaraş / Onikişubat):

Aysel Çalık Ortaokulu'nda, 9 öğrenci ve 1 öğretmenin yaşamını yitirirken 12 kişi yaralandı.

Ve geçen hafta...

​22 Eylül (Manisa / Turgutlu):

İnci Üzmez MTAL, ikisi ağır 11 kişi yaralandı.

Dikkat edilirse saldırıları gerçekleştiren faillerin yaşları henüz 13-16 aralığında. Bu yaştaki bir çocuğun bir insanı ö*dürecek gözü dönmüşlüğe ve yıkıcı ruh haline sürükleyen duygu karmaşası ne olabilir ki?

Sorunun temelinde bu psiko-sosyal dinamiği anlamak yatıyor.

Diğer taraftan, sahadaki güvenlik zafiyeti yadsınamaz bir gerçek. Milli Eğitim Bakanlığı ile İçişleri Bakanlığı arasında imzalanan "Çocukların Eğitim Süreçlerinin Güvenliğine İlişkin Koruyucu ve Önleyici Hizmet ve Tedbirlerin Artırılmasına Yönelik İş Birliği Protokolü" gibi kağıt üzerindeki adımların pratikte yetersiz kaldığı net bir şekilde görülüyor. Üstelik mesele sadece öğrencilerin değil, eğitim emekçilerinin ve idari personelin de can güvenliğidir.

Peki çözüm nerede?

Her okul kapısına bir polis kulübesi dikerek mi asayiş sağlanacak?

Sadece polisiye ve fiziki tedbirlerle bu şiddet sarmalının önüne geçilmesi mümkün değildir.

​Asıl yapılması gereken, sorunun kaynağına inmek ve gençleri bu yıkıcı eylemlere yönelten faktörleri ortadan kaldırmaktır.

​İnternette kontrolsüzce yayılan şiddet içerikleri ve nefret söylemleri gençlerin algısını nasıl şekillendiriyor?

​Mafya, çete ve şiddet olgusunu meşrulaştıran, özendiren dizi ve medya yayınlarının bu davranışlardaki payı ne kadar?

​Aile içi iletişimsizlik, ekonomik/sosyal baskılar veya ihmal, çocuğun iç dünyasında nasıl bir travmaya dönüşüyor?

İşte bu soruların yanıtlarına çözüm bulunması bir zorunluluktur.

Polisiye tedbirler belki anlık olay sayısını azaltabilir fakat köklü bir çözüm sunamaz. Okul güvenliği; yalnızca kapıdaki görevliden ibaret görülemez. Aile, okul yönetimi, rehberlik servisleri, emniyet güçleri ve sivil toplum kuruluşlarının bütüncül ve koordineli bir iş birliği içinde çalışması şarttır. Çocukları bu şiddet eylemine yönelten ve kök sebeplere inen bütüncül bir strateji geliştirilmediği sürece ne yazık ki bu yaşananlar ne ilk ne de son olacaktır.