Remzi Akbaş'ın "Bu sefer fena vurdu!" başlıklı köşe yazısı

29 Eylül ve 14 Ekim tarihlerinde yaşanan sel felaketleri, yalnızca Karasu’nun değil, esasen tüm ülkenin göz önünde tutması gereken ortak bir sorun haline geldi.

Öncelikle, bu afetten zarar gören tüm vatandaşlarımıza geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

Uzmanlar defalarca uyarmıştı: "Küresel ısınma ve ani iklim değişikliklerine bağlı olarak pek çok bölgede şiddetli sel ve taşkınlar yaşanacak."

​Bu uyarıların ne kadar dikkate alındığını maalesef yaşayarak gördük.

Gerek Karasu Belediyesi gerekse Sakarya Su ve Kanalizasyon İdaresi (SASKİ), sel taşkınlarının yaşandığı noktalara müdahalede ne yazık ki yetersiz kaldı. Evet, yetkililer belki büyük bir gayretle olumsuzlukları gidermeye çalıştılar; ancak gerek personel gerekse araç-gereç imkânları sınırlı olduğu için her yere ulaşılamadığı görüldü.

Bu durum da doğal olarak mağdur olan vatandaşın haklı tepkisini de beraberinde getirdi.

​Özellikle ilçenin tam ortasından geçen kanalın taşıma kapasitesinin bu denli yüksek bir su debisini kaldırmaması ve köprü kemer altlarında tıkanmalar yaşanması çevresindeki yapılarda ve yerleşim alanlarında önemli hasarlara yol açtı.

Bu afetlerle birlikte kurumların kapsamlı bir "Acil Müdahale Planı"na hazır olmadığı bir kez daha ortaya çıktı. Oysa günler öncesinden bu şiddette bir yağışın geleceği meteoroloji tarafından açıkça duyurulmuştu.

Burada hayati bir uyarıyı daha anımsatmakta yarar görüyorum:

Bu şiddetli yağışların ardından yüksek kotlu yerleşim yerlerinde heyelan riski ciddi oranda artabilir. Hem yetkililerin hem de o bölgelerde yaşayan vatandaşlarımızın teyakkuzda olması ve gerekli önlemleri şimdiden alması gerekiyor.

Dikkat edilecek olursa sel baskınları genellikle hep aynı lokasyonlarda tekrarlanıyor. Dolayısıyla bu kronik noktaların ivedilikle masaya yatırılması ve köklü çözümler üretilmesi şarttır. Çünkü önümüzdeki süreçte benzer veya daha şiddetli felaketlerle karşılaşmayacağımızın garantisini kimse veremez.

Şimdi ne yazarsak yazalım ne konuşursak konuşalım; meydana gelen maddi ve manevi kayıpları geri getiremeyiz. Ateş yine düştüğü yeri yakıyor.

​Ne "geçmiş olsun" mesajları, ne afet sonrası sahada görünme çabaları, ne de iş makinelerinin yaptığı geçici çalışmalar yaşanan mağduriyetin üzerini kapatmaya yetmiyor. Burada maddi zarar gören vatandaşların tespiti yapılarak Valilik tarafından bu zararların karşılanması belki bir nebze olsun yaraları saracaktır.

Bu aşamadan sonra yapılacak olan, su baskınlarına açık yerleşim alanlarını kalıcı olarak koruyacak planlı, bilimsel altyapı çözümleri bir an önce üretmek ve kararlılıkla uygulamaktır.

Unutulmasın ki ertelediğimiz her geçen zaman gelecekte yaşanacak yeni bir mağduriyetin davetiyesidir.