Ayşenur Elmacı'nın "Bu hesap kime göre, neye göre yapıldı?" başlıklı köşe yazısı
Bunun makul bir açıklamasını kim yapabilir bilmiyorum ama şunu çok net söylemek gerekir:
Emekliye verilen yüzde 12’lik zamla birlikte kiralara uygulanan yüzde 34’lük artış, bu ülkede dengenin nasıl bozulduğunu ve adalet duygusunun nasıl aşındığını açıkça göstermiştir.
Rakamlar kağıt üzerinde konuşur ama hayat kağıt üzerinde yaşanmaz. Evet, yüzde 12 zamla birlikte en düşük emekli maaşı 18.939 TL oldu. Uzaktan bakınca “fena değil” diyenler olabilir. Ancak meseleye sadece oradan bakmayalım, olur mu?
Şimdi gelin, gerçek hayata bakalım.
18-19 bin lira maaş alan bir emekli, bugün bir şehirde –hele ki büyükşehirlerde– kaç lira kira ödüyor?
10 bin mi? 12 bin mi? Daha fazlası mı?
Kiranın ardından geriye ne kalıyor?
Bu emekli ne yiyecek?
Ne içecek?
Ne giyecek?
Elektrik, su, doğalgaz faturaları nereye konacak?
İlaç masrafları? Hastane yolu? Ulaşım?
Sosyal hayat mı?
Onu zaten konuşmaya bile gerek yok. Emekli için sosyal hayat artık bir lüks değil, hayal.
Sonuç net:
Emekli, dinlenmek için değil; hayatta kalabilmek için çalışmaya mahkûm ediliyor. Asıl can acıtan ise sadece ekonomik tablo değil. Toplumun bir kesiminin bu tabloya bakarken gösterdiği vicdansızlık
Sosyal medyada dolaşan bazı yorumları görüyorum ve gerçekten üzülüyorum:
“Emekliler bunu hak etti.”
“Ülkenin bu halde olmasının sorumlusu emekliler.”
“İyi olmuş, bu bile fazla.”
“Üstüne bir de soğuk su içsinler.”
“Soğan ekmek yesinler.”
“Bu ışıltılı hayatı kendileri seçti.”
Bu cümleleri kurarken insanlar hiç durup düşünüyor mu?
Karşısındaki insanın bir ömür çalıştığını, prim ödediğini, vergisini verdiğini, bu ülkenin çarkını döndürdüğünü… Bugün aldığı maaşın bir “lütuf” değil, hakkı olduğunu hatırlıyor mu? Hayır.
Empati yok.
Anlama çabası yok.
Sadece suçlama var.
Her şeyi gırgır şamataya vurmak, alay etmek, küçümsemek ne kadar kolay hale gelmiş. Eleştirmek yerine yargılamak, tartmak yerine yaftalamak artık refleks olmuş.
Biz insanoğlu gerçekten sağımıza solumuza bakıyor muyuz?
Başkalarının nasıl yaşadığını, ne zorluklar çektiğini biliyor muyuz?
Bilmiyoruz.
Çünkü kendimizden başka kimseyi düşünmüyoruz.
Çünkü klavye başına geçip ahkam kesmek, empati kurmaktan daha zahmetsiz.
Oysa bugün hor görülen emekli, dün bu ülkenin öğretmeniydi, işçisiydi, esnafıydı, memuruydu.
Bugün konuşanların anne babasıydı, dedesiydi, ninesiydi.
Ve şunu da unutmayalım:
Hepimiz, bugünü atlatabilirsek, yarının emeklileriyiz.
Adalet sadece güçlü olanı koruduğunda, bir gün sıra hepimize gelir.
Ve o gün, bugünkü cümleler birer utanç vesikası olarak karşımızda durur.
Bu yüzden mesele sadece yüzde 12 ya da yüzde 34 değil.
Mesele, vicdanın kaç puan zam aldığıdır.
Next


