Hadi sahaya çıkalım

Amatör futbolda zorunlu olarak kış şartlarından dolayı devreye giren erteleme süreci bitti. Şimdi hesap kitap zamanı, şimdi futbol zamanı. İki haftalık süreçte takımlar nasıl çalıştı? Transferde neler oldu? Valla bizim Aziziye dahil, alttan üste doğru her takım bazı oyuncularıyla yol ayırımı yaşarken mevcut kadrolarına da yeni takviyeler yaptılar. Bakalım yapılan takviyeler ne kadar işe yarayacak? Hafta sonuna şunun şurasında ne kaldı ki. Bu arada Karasu Aziziyespor, Arifiye’ye gelirken futbol çantasına tedbir yüklerse iyi eder. Çünkü ilk yarıda yenerken zorlandığı Arifiye düşme hattında. Bu da Karasu Aziziyespor’un tedbirli olması için yeter de artar bile.

BU NE HAZIMSIZLIK (BURAK SÜLEYMAN’IN FORMASINI YAKMIŞLAR)

Sakaryaspor ikinci transfer döneminde takıma yeni takviyeler yapmaya devam ederken komşu Kocaelispor’dan da Burak Süleyman, bizim evin yeni yeşil siyah oyuncusu oldu. Ben seyretmedim, görmedim ama bizim Sakaryaspor Müdürü Oxjişen TV’den program partnerim Mustafa Özbey söyledi. 15 yaşından beri takip ettiği Süleyman’ın iyi bir futbolcu olduğunu Sakaryaspor’a da katkı verecek bir kalitede oyuncu olduğunu o anlattı, ben dinledim. Buraya kadar Burak Süleyman’ın Sakaryaspor’a transferini anlattık. Bundan sonra hiç de hoş olmayan bir olayı anlatacağım.

Burak Süleyman’ın Sakaryaspor’a transferine bir kısım hazımsız fanatik, Sakaryaspor’a antibasını hala bedenlerinde hisseden bazı taraftarlar, Burak Süleyman’ın formasını yakarak bu transfere tepki koymuşlar. Yahu depremde, kaderde tasada birçok özelliklerimiz birbirimizle örtüşürken bu düşmanca tavır niye? Yahu neredeyse Sakarya birbirlerinin sınırlarınla iç içeler. Spordaki ezeli rekabete evet. Ama fanatizme, yeşil siyah düşmanlığına hayır be dostlar. Valla ben şahsen Kocaelispor’un TFF 1’de kalması için dua ediyorum. Ben Kocaelispor’un maçlarını izliyorum. Bu satırların yazarı; futboldaki Kocaeli - Sakarya çekişmesini de Türkiye amatör küme şampiyonluğu rekabetini, bu alandaki Kocaeli Kağıtspor - Sakarya Şekerspor çekişmesini izlemiş, bu heyecanı tribünde yaşamış biridir. Gelin be dostlar tribün rekabetini farklı alanlara çekmeyelim. Gelin birbirimizi sevmeye çalışalım. Sevgi, dostluk gibisi var mı?

GÖRMÜYOR MUSUN?

Sen yoksan biz eksiğiz diyorlar. Gidiyorsun en uzak yerden bile izlemek için 80 TL istiyorlar. Hepsini tek tek tanıyorsun, biliyorsun. Hiçbiri seni tanımıyor, soğuktan donma pahasına maçlarını izliyorsun. Hepsi lüks arabasına binip evine gidiyor. Sen ise otobüsle evine dönüyorsun. İzlediklerin, alkışladıkların trilyonlar kazanıyorlar ama sana çay bile ısmarlamıyorlar. Evinin her yanını onların resimleriyle donatıyorsun. Oysa beraber çekilmiş bir resminiz bile yok. Tutku, sevgi ve aşkla bağlanıyorsun, hiç satmıyorsun ama onlar üç kuruş fazla para veren takıma gitmekte tereddüt etmiyor. Hatta dönüp sana bir de gol atıyor. Gol atınca da sevinmeye devam ediyor. Profesyonellik deyip işin içinden çıkıyorlar. Sen, “Gool” diye bağırdığında golden başka bir şey olmadığını, onların hesaplarına pirim yattığını görmüyor musun? Yani “Büyütmeyin, kırmayın sevdiklerinizi. Başkaları bu kadar rahatken rahatınızı bozduğunuza değmez” (Alıntı) Bu alıntı yazıya çok fazla bir şey eklemeye gerek yok. Yazanın eline koluna, yüreğine sağlık. Bu alıntı yazı futbolu bir eğlence, bir tiyatro gibi seyredenleri, ekonomisi yüksek ülkelerin seyredenlerini kapsamıyor. Onlar, seyrettikleri oyunun farkındalar. İçinde fanatizmi barındıran ülkelerin seyredenlerine hitap edilmiş (Buna bizim ülkemizi de rahatlıkla katabilirsiniz.) bir yazı olarak okumak gerek, diye düşünüyorum. Bu arada bu alıntı yazıyı spor sayfasından alıp siyaset sayfasına da koyabilirsiniz. Valla bugünün siyaset anlayışı ile bire bir örtüşüyor.

YORUM EKLE